18 Ağustos 2016 Perşembe

Yogaya yeni başlayanlar için...

Size öyle gizemli ritüeller ya da ayağınızı omzunuza koymanızı gerektirecek havalı hareketler önermeyeceğim. En azından şimdilik. Yogaya başlamak için yapabilecekleriniz aslında çok daha basit. 3000 yıldan fazladır dünya üzerinde yapılan, kimbilir kaç milyon insanın daha mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir hayat geçirmesini sağlamış olan yoganın tarihi tanımlarına da hiç girmeyeceğim, çünkü sanılanın aksine, yoga yapan biri olmanız için bütün o tarihi bilmenize de gerek yok.


Yoga nedir?

Yoga bir yaşam biçimidir. Sanılanın aksine bir tür spor ya da bir din değildir. “Yoga yapmak” diye adlandırdığımız şey aslında yoga felsefesinin 8 önemli parçasından sadece biri olan ‘asana’ pratiğidir. Asanalar/duruşlar, vücudunuzu esnetmenizi sağlar. Yoga’nın diğer 7 basamağı, ahlaki kuralları, kişisel disiplini, nefesi doğru kullanmayı, duyguları ve fikirleri, meditasyon pratiğini ve üstün bilinci içeren adımlardır. Yoga, fiziksel hareketle birlikte, tüm bu adımların bir bütünüdür.

Yoga felsefesi, temel olarak farkındalıkla dolu bir yaşamı önerir. Bunu göz önünde bulundurarak, yogayı hayatınıza katmanız için birkaç önerim var.

Yogaya başlamak için...


Kendinizi gözden geçirin
Fiziksel ve zihinsel olarak, neye ihtiyacınız var? Kendinizle ve hayatınızla ilgili neleri değiştirmeyi/dönüştürmeyi düşünüyorsunuz?

Bir ‘yoga günlüğü’ işinize yarayacaktır. Çıktığınız bu yolculuktaki aşamaları not etmeniz, sürecin daha iyi farkında olarak ilerlemenizi sağlar. Bu soruları kendinize sorun ve cevaplarınızı not edin.

Rutininizi belirleyin
Yoga yapmaya başlamak için ille de her sabah 5’te kalkıp iki saatinizi yogaya ayırmanız gerekmez. Yogayı bütün gününüze yaymanız mümkün. Sizin için uygun olan zamanlara belirli pratikler yerleştirerek başlayın.

Farkındalık saati
Sabahları 10-15 dakikanızı kısa bir meditasyon için ayırabilirsiniz. Nefes farkındalığı egzersizleri, bedeninizi ve zihninizi meditasyona alıştırmak için harika yöntemlerdir. Basitçe şu: rahat bir pozisyonda oturun. İki defa derin nefes aldıktan sonra, nefesinizin kendi doğal akışında olmasına izin verin. Ve sadece nefesinizi izleyin. Özel bir şekilde nefes almanıza gerek yok. O gün, o anda nasıl akıyorsa, izin verin ve sadece izleyin. Aklınızdan başka düşünceler geçiyorsa, bunlara direnmeyin, bir şey düşünmemeye çalışmayın, herhangi bir şey yapmaya çalışmayın. Sadece nefesinizi dinleyin.

Bu basit çalışmayı alışkanlık haline getirdiğinizde, nefesinizin daha çok farkında olmaya başlayacaksınız. Yoganın en önemli aşamalarından birine adım attınız bile!

Basit hareketler
İnternetteki videolardan da öğrenebilirsiniz, bir temel yoga dersine katılarak da. Arka arkaya yapılan 4-5 yoga hareketinden oluşan basit bir akış bulun. Bunu her gün, sabah veya akşam, yine sizin için uygun olan bir saatte yapmak için kendinize söz verin. Her gün tekrarladığınızda, vücudunuzun nasıl da çabucak tepki verdiğini göreceksiniz.

Burada önemli olan şey, her ne yapıyorsanız, farkındalıkla yapıyor olmanız. Nefes farkındalığı çalışmasında olduğu gibi, hareketleri yaparken de nefesinizin farkında olun, bütün vücudunuzu dikkatle gözlemleyin. Acele etmeyin ve bunun bir keşif yolculuğu olduğunu hatırlayın.

Gündelik yoga
Hemen her gün yaptığınız bir şeyi düşünün: iş dönüşü o on dakikalık yolu yürürken, akşam yemeği hazırladığınız zaman, duş alırken, bir yerleri temizleyip toplarken… Her ne yapıyorsanız, bunu dikkatinizi tam olarak yaptığınız işe vererek, gözlemci olarak yapmayı deneyin. Yine nefesinizi takip etmek, o anda olmanıza yardımcı olacaktır. Anda olduğunuz her an, yoga sizinledir!

Bu anları defterinize not etmeyi ihmal etmeyin, git gide fark ettiğiniz şeylerin nasıl da çoğaldığını izlemek keyifli olacak!

Rehberinizi bulun
Kendi kendinize de pekala yogayla haşır neşir olabilirsiniz. Ama size rehberlik edecek birinin olması elbette her şeyi daha da kolaylaştıracaktır.

Yoga dersleri verilen yoga stüdyolarını ve yoga eğitmenlerini inceleyin. Yoga ile ilgili sohbetler, seminerler bulun. İnternette aktif olarak yoga konuşulan yerlere üye olun. Sadece haftada bir buluşup beraber yoga yapacağınız, yoga hakkında konuşacağınız bir arkadaşınızın olması bile, pratiğinize çok şey katacaktır.

Okuyun!
Bir kitapçıya gidin, yoga kitaplarını gözden geçirin… Size rehberlik edebilecek pek çok kitabı bulmanız mümkün. Tabii ki engin bilgi deryası internette de işinize yarayacak pek çok bilgi ve deneyim yazısı bulmanız mümkün. Araştırın!

Vazgeçmeyin
Pratiğinizi oluşturduktan sonra kalıcılığını sağlamak sizin elinizde. Bir anda kendinize fazlaca yüklenip hevesinizin kaçmasına izin vermeyin. Size en uygun olan pratiği oluşturduktan sonra yoganın hayata bakışınızı, zihninizi, bedeninizi ve dolayısıyla hayatınızı nasıl da değiştirdiğini fark etmeniz inanın çok uzun sürmeyecek!


Bonus: Doula ve yoga eğitmeni arkadaşım Şaylan'ın videolarını kaçırmayın!


Rahim ağrıları için yoga:




Uykusuzluk için yoga:




Sindirim sorunları için yoga:



Doğum sonrası kiloları ne zaman verilir?

Anne olan ünlülerin doğumdan kısa bir süre sonra paylaştıkları pozlarla ‘doğumdan sonra eridiklerini’ görenler seviniyor mu, hayalkırıklığına mı uğruyor?


Popüler kültür, her kadına ‘dal gibi olmalısın!’ derken, bir yandan da anneliği yüceltiyor. Modern kadından hem başarılı bir anne, hem iyi kazanan bir iş kadını, hem mutlu ve pozitif, hem de manken gibi incecik, bakımlı ve güzel olması beklenirken; günümüz kadını bütün bunları bir arada yapmaya çalışıp keçileri kaçırma noktasına gelebiliyor.

İdeal insan, ideal kadın olarak takip edilen ünlüler de bu algıya tuz biber ekmekten geri durmuyor. (Tuzlar organik, biberler yağ yaktıran cinsten tabii!) Medyada gözümüze takılan mükemmel evlilikleri, harika doğumları, her haliyle güzel olduklarını gözümüze sokan Instagram paylaşımları bir yana, “Doğumdan sonra eridi, görenler inanamıyor!!” başlıklarıyla servis edilen doğum sonrası fotoğraflarını da nazar boncuklarıyla süslüyorlar. Her doğum sonrası fotoğrafının altında yüzlerce yorum şöyle diyor: “Nasıl yaa, benim göbeğim aylar sonra bile erimemişti, bu gerçekten doğurmuş mu yani :(“



Wilma Elles’in de, doğumundan sadece 3 hafta sonra paylaştığı bu fotoğrafa aldığı yorumlar farklı değil. İkiz doğurmuş, hem de sezaryenle, göbeği nasıl böyle olabilir!

İşin aslı, gerçekten de olabilir. Beden yapısıdır, özel bir bakım uygulamıştır, bilemeyiz. Ama bu kadının göbeğini özel yapan, herkesin görebileceği bir yerde durması ve insanların kendilerini bu fotoğraflarla kıyaslayarak standart belirlemeye çalışmasına neden olmasıdır. Hepsi bu. Geçtiğimiz hafta da benzer bir “ünlü göbek” kadınlarımızın kafasını karıştırmıştı ki, yapılan yorumlarda “zaten hamileyken de incecikti, acaba gerçekten hamile kalıp doğurdu mu bakalım?” diyen bir şüphecilik var. Ünlü model Ceren Hindistan’ın fotoğraflarına yapılan yorumlarda, gerçekten de doğurmamış olabileceği dahi ima edildi.





Fotoğrafa gelen tepkiler karşısında açıklama yapan Ceren Hindistan, hamileliği boyunca zaten hepi topu 7 kilo aldığını, doğumdan sonra da fırsat buldukça mekik çektiğini ve kendine biraz baktığını belirtmiş.

Beslenme ve diyet uzmanı Aydan Atasoy, daha önce Habertürk’e yaptığı bir açıklamada,genel kilosu normal olan birinin hamilelik boyunca 9 ila 12 kilo almanın normal olduğunu söylemişti. Günümüzde, hamileliğiniz boyunca 12 kilodan fazla almadığınız sürece, kilonuz normal kabul edilebiliyor.

Ama sistem bize, aldığımız ortalama 10 kiloyu mümkünse birkaç gün içinde vermemiz gerektiğini söylüyor.

“Ünlülerin yaşam koçu” olarak tanınan Şeyda Coşkun da, geçtiğimiz Mart ayında, doğumdan üç gün sonra paylaştığı “huzur” adlı fotoğrafıyla dikkat çekmişti. Gelen tepkiler yine aynı. İnanamayanlar, bit yeniği arayanlar, “onlar zengin, ünlü, bizim neyimize” deyip sineye çekenler gırla…



Ünlülerin türlü türlü hallerinin nasıl da merakla takip edildiğini, internette kısa bir arama yaparak kolayca görebilirsiniz. En çirkin halleri, makyajsız halleri, sportif halleri vs… En çok arananlardan biri de “doğumdan sonraki” halleri.

Belki de bir umut, doğumundan sonra göbeği hala biraz sarkık, şiş ve biraz da yorgun gözlerle bakan bir anne görmeyi bekliyoruz. Çünkü genel olarak doğumdan sonra fiziksel ve ruhsal olarak toparlanmanın biraz zaman alabileceğini biliyoruz ama ne hikmetse bu ‘ideal kadın’lar, her zamanki mükemmellikleriyle mutlu mutlu gülümsüyorlar kucağında bebekleriyle!

Bir de mütevazı prensesimiz Kate Middleton’a bakalım. Prens William ile evleneceğinin duyulmasından itibaren tüm dünyanın yakından izlediği bir figür olmuştu. Merhum kayınvalidesi Prenses Diana’ya benzetilen sade ve şık tarzı, düğünü, gelinliği, hamileliği, doğumları; her biri ayrı olay oldu dünya gündeminde. İlk bebeğinin doğumundan sonra, hastane çıkışında verdikleri pozlarla da çok konuşulmuştu. O da ne! Güzeller güzeli prenses, ‘doğum sonrası göbeği’ ile, dünyanın gözünün önünde, hiç utanıp sıkılmadan gülümsüyordu!




Vay canına! Demek ki ünlü de olsanız, dünya güzeli bir prenses de olsanız, doğumdan sonra birazcık göbeğiniz kalabiliyormuş!

Neyse ki bu gerçeğin farkında olan sanatçılar ve aktivist kadınlar, kadın bedeninin standartlaştırılmasına tepki olarak, çeşitli projeler ortaya koymaya başladılar. Amerikalı ünlü fotoğrafçı Jade Beall, Mükemmel Vücut Projesi adlı çalışmasıyla, doğum yapmış kadınları en doğal halleriyle fotoğraflayarak “olduğunuz halinizle mükemmelsiniz” mesajı vermişti.


Yeni Zelandalı anne Julie Bhosale ise, “Doğum sonrası gerçek vücudum” adlı projesiyle kendi doğumundan sonraki sürecini hafta hafta fotoğraflayarak yüzlerce anneye ilham olmuştu.



Çünkü medyada gördüğümüz ‘ideal/mükemmel’ vücut örnekleri bizi kendi bedenimize yabancılaştırıyor, bizi yalnızlaştırıyor ve genel kabul gören bir standarda uyum sağlayabilmek adına türlü çılgınlıklara yönelmemize neden olabiliyor. Hamilelik döneminde mümkün olduğunca kilo almamak için dikkatli beslenmeyi ve egzersizi takıntı haline getiren kadınların muzdarip olduğu hastalık, 2011’de “Mommyrexia” olarak tanımlandı bile. Zayıflama hastalığı olarak bilinen anoreksiya’nın anne versiyonu, Türkçeye ‘annereksiya’ diye zorlama bir çevirisi yapılabilir belki. Bizde “aman sen iki canlısın, iki kişilik ye!” diyen kayınvalidelerin varlığında böyle garip isimli bir hastalık ne kadar yaygınlaşır bilemeyiz ama, ünlülerin doğum sonrası mükemmel fotoğraflarına özenen kadınlar için durumu özetleyip uyarmakta fayda var.






Bu yazım HTHayat.com'da yayınlanmıştır.

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Doğum başladıktan sonra yapılan sezaryen daha sağlıklı

Birçok kadın sezaryenden kaçınmak istese de doğumda işler her zaman istediğiniz gibi gitmeyebiliyor. Bu elbette her zaman kötü birşey demek değil, hatta bu konu ile ilgili yapılan yeni bir araştırma her sezaryenin aynı olmadığını da ortaya çıkarmış bulunuyor.

Journal of American Medical Associates’te bu ay yayınlanan araştırmada İskoçya’da gerçekleşen 321,287 doğum üzerinde uzun vadeli bir çalışmanın sonuçları açıklandı. Bu doğumlardan %4’ü planlı sezaryen ile gerçekleşirken %17’si de acil (planlanmamış) sezaryen ile gerçekleşti. Geri kalan 252,917 doğum da vajinal doğum oldu. 1993 yılından beri takip edilen vakalarda çok önemli sonuçlar elde edildi.


Sezaryen de olsa, doğumun başlamasını beklemek en iyisi

Araştırma sonucuna göre planlı sezaryen ile dünyaya gelen bebekler, vajinal doğumla ya da planlanmamış sezaryenle doğan bebeklere göre daha fazla sağlık sorunları yaşıyorlar. Planlı sezaryenin doğum kendiliğinden balşadıktan sonra yapılan sezaryene göre daha faydalı olabileceğini bulmayı uman araştırmacılar için de bu sonuç oldukça şaşırtıcı olmuş.

New York Times’a açıklama yapan araştırmacı Dr. Mairead Black, vajinal yolla (normal doğumla) doğan bebeklerin, annelerinin vücudunda bulunan bakterilerle temas halinde olarak dünyaya geldiği için daha kuvvetli bir bağışıklık sistemine sahip olduklarını söylüyor. Ancak normal doğumun mümkün olmadığı durumlarda, mecburi sezaryende bunu telafi etmek mümkün olabilir mi?

Araştırmaya göre, evet. Doğum kendiliğinden başladıktan sonra yapılan sezaryende bebeğin bir miktar da olsa bu bakterilere maruz kalma şansı oluyor.


Diyabet riski yükseliyor

Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de şu: planlı sezaryenle doğan bebekler, planlanmamış sezaryenle doğan bebeklere göre %35 daha fazla tip 1 diyabet hastalığına yakalanma riski taşıyor. Ayrıca astıma yakalanma riskleri de daha fazla.


Peki ne yapmalı?

Normal doğuma engel olacağı veya normal doğumu zorlaştıracağı tespit edilen (bebeğin pozisyonunun ters olması veya başka bir sağlık sorunu gibi) bir durum oluştuğunda sezaryeni planlanan bir tarihte yapmaya karar vermek yerine, doğumun kendiliğinden başlaması beklenebilir. Doğumun başladığını gösteren (ilk kasılmalar, suyun gelmesi, nişanın gelmesi gibi)  işaretler  görüldükten sonra sezaryen ile doğum yapmak tercih edilebilir.



Bu yazım HTHayat.com 'da yayınlanmıştır.