18 Ağustos 2016 Perşembe

Yogaya yeni başlayanlar için...

Size öyle gizemli ritüeller ya da ayağınızı omzunuza koymanızı gerektirecek havalı hareketler önermeyeceğim. En azından şimdilik. Yogaya başlamak için yapabilecekleriniz aslında çok daha basit. 3000 yıldan fazladır dünya üzerinde yapılan, kimbilir kaç milyon insanın daha mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir hayat geçirmesini sağlamış olan yoganın tarihi tanımlarına da hiç girmeyeceğim, çünkü sanılanın aksine, yoga yapan biri olmanız için bütün o tarihi bilmenize de gerek yok.


Yoga nedir?

Yoga bir yaşam biçimidir. Sanılanın aksine bir tür spor ya da bir din değildir. “Yoga yapmak” diye adlandırdığımız şey aslında yoga felsefesinin 8 önemli parçasından sadece biri olan ‘asana’ pratiğidir. Asanalar/duruşlar, vücudunuzu esnetmenizi sağlar. Yoga’nın diğer 7 basamağı, ahlaki kuralları, kişisel disiplini, nefesi doğru kullanmayı, duyguları ve fikirleri, meditasyon pratiğini ve üstün bilinci içeren adımlardır. Yoga, fiziksel hareketle birlikte, tüm bu adımların bir bütünüdür.

Yoga felsefesi, temel olarak farkındalıkla dolu bir yaşamı önerir. Bunu göz önünde bulundurarak, yogayı hayatınıza katmanız için birkaç önerim var.

Yogaya başlamak için...


Kendinizi gözden geçirin
Fiziksel ve zihinsel olarak, neye ihtiyacınız var? Kendinizle ve hayatınızla ilgili neleri değiştirmeyi/dönüştürmeyi düşünüyorsunuz?

Bir ‘yoga günlüğü’ işinize yarayacaktır. Çıktığınız bu yolculuktaki aşamaları not etmeniz, sürecin daha iyi farkında olarak ilerlemenizi sağlar. Bu soruları kendinize sorun ve cevaplarınızı not edin.

Rutininizi belirleyin
Yoga yapmaya başlamak için ille de her sabah 5’te kalkıp iki saatinizi yogaya ayırmanız gerekmez. Yogayı bütün gününüze yaymanız mümkün. Sizin için uygun olan zamanlara belirli pratikler yerleştirerek başlayın.

Farkındalık saati
Sabahları 10-15 dakikanızı kısa bir meditasyon için ayırabilirsiniz. Nefes farkındalığı egzersizleri, bedeninizi ve zihninizi meditasyona alıştırmak için harika yöntemlerdir. Basitçe şu: rahat bir pozisyonda oturun. İki defa derin nefes aldıktan sonra, nefesinizin kendi doğal akışında olmasına izin verin. Ve sadece nefesinizi izleyin. Özel bir şekilde nefes almanıza gerek yok. O gün, o anda nasıl akıyorsa, izin verin ve sadece izleyin. Aklınızdan başka düşünceler geçiyorsa, bunlara direnmeyin, bir şey düşünmemeye çalışmayın, herhangi bir şey yapmaya çalışmayın. Sadece nefesinizi dinleyin.

Bu basit çalışmayı alışkanlık haline getirdiğinizde, nefesinizin daha çok farkında olmaya başlayacaksınız. Yoganın en önemli aşamalarından birine adım attınız bile!

Basit hareketler
İnternetteki videolardan da öğrenebilirsiniz, bir temel yoga dersine katılarak da. Arka arkaya yapılan 4-5 yoga hareketinden oluşan basit bir akış bulun. Bunu her gün, sabah veya akşam, yine sizin için uygun olan bir saatte yapmak için kendinize söz verin. Her gün tekrarladığınızda, vücudunuzun nasıl da çabucak tepki verdiğini göreceksiniz.

Burada önemli olan şey, her ne yapıyorsanız, farkındalıkla yapıyor olmanız. Nefes farkındalığı çalışmasında olduğu gibi, hareketleri yaparken de nefesinizin farkında olun, bütün vücudunuzu dikkatle gözlemleyin. Acele etmeyin ve bunun bir keşif yolculuğu olduğunu hatırlayın.

Gündelik yoga
Hemen her gün yaptığınız bir şeyi düşünün: iş dönüşü o on dakikalık yolu yürürken, akşam yemeği hazırladığınız zaman, duş alırken, bir yerleri temizleyip toplarken… Her ne yapıyorsanız, bunu dikkatinizi tam olarak yaptığınız işe vererek, gözlemci olarak yapmayı deneyin. Yine nefesinizi takip etmek, o anda olmanıza yardımcı olacaktır. Anda olduğunuz her an, yoga sizinledir!

Bu anları defterinize not etmeyi ihmal etmeyin, git gide fark ettiğiniz şeylerin nasıl da çoğaldığını izlemek keyifli olacak!

Rehberinizi bulun
Kendi kendinize de pekala yogayla haşır neşir olabilirsiniz. Ama size rehberlik edecek birinin olması elbette her şeyi daha da kolaylaştıracaktır.

Yoga dersleri verilen yoga stüdyolarını ve yoga eğitmenlerini inceleyin. Yoga ile ilgili sohbetler, seminerler bulun. İnternette aktif olarak yoga konuşulan yerlere üye olun. Sadece haftada bir buluşup beraber yoga yapacağınız, yoga hakkında konuşacağınız bir arkadaşınızın olması bile, pratiğinize çok şey katacaktır.

Okuyun!
Bir kitapçıya gidin, yoga kitaplarını gözden geçirin… Size rehberlik edebilecek pek çok kitabı bulmanız mümkün. Tabii ki engin bilgi deryası internette de işinize yarayacak pek çok bilgi ve deneyim yazısı bulmanız mümkün. Araştırın!

Vazgeçmeyin
Pratiğinizi oluşturduktan sonra kalıcılığını sağlamak sizin elinizde. Bir anda kendinize fazlaca yüklenip hevesinizin kaçmasına izin vermeyin. Size en uygun olan pratiği oluşturduktan sonra yoganın hayata bakışınızı, zihninizi, bedeninizi ve dolayısıyla hayatınızı nasıl da değiştirdiğini fark etmeniz inanın çok uzun sürmeyecek!


Bonus: Doula ve yoga eğitmeni arkadaşım Şaylan'ın videolarını kaçırmayın!


Rahim ağrıları için yoga:




Uykusuzluk için yoga:




Sindirim sorunları için yoga:



Doğum sonrası kiloları ne zaman verilir?

Anne olan ünlülerin doğumdan kısa bir süre sonra paylaştıkları pozlarla ‘doğumdan sonra eridiklerini’ görenler seviniyor mu, hayalkırıklığına mı uğruyor?


Popüler kültür, her kadına ‘dal gibi olmalısın!’ derken, bir yandan da anneliği yüceltiyor. Modern kadından hem başarılı bir anne, hem iyi kazanan bir iş kadını, hem mutlu ve pozitif, hem de manken gibi incecik, bakımlı ve güzel olması beklenirken; günümüz kadını bütün bunları bir arada yapmaya çalışıp keçileri kaçırma noktasına gelebiliyor.

İdeal insan, ideal kadın olarak takip edilen ünlüler de bu algıya tuz biber ekmekten geri durmuyor. (Tuzlar organik, biberler yağ yaktıran cinsten tabii!) Medyada gözümüze takılan mükemmel evlilikleri, harika doğumları, her haliyle güzel olduklarını gözümüze sokan Instagram paylaşımları bir yana, “Doğumdan sonra eridi, görenler inanamıyor!!” başlıklarıyla servis edilen doğum sonrası fotoğraflarını da nazar boncuklarıyla süslüyorlar. Her doğum sonrası fotoğrafının altında yüzlerce yorum şöyle diyor: “Nasıl yaa, benim göbeğim aylar sonra bile erimemişti, bu gerçekten doğurmuş mu yani :(“



Wilma Elles’in de, doğumundan sadece 3 hafta sonra paylaştığı bu fotoğrafa aldığı yorumlar farklı değil. İkiz doğurmuş, hem de sezaryenle, göbeği nasıl böyle olabilir!

İşin aslı, gerçekten de olabilir. Beden yapısıdır, özel bir bakım uygulamıştır, bilemeyiz. Ama bu kadının göbeğini özel yapan, herkesin görebileceği bir yerde durması ve insanların kendilerini bu fotoğraflarla kıyaslayarak standart belirlemeye çalışmasına neden olmasıdır. Hepsi bu. Geçtiğimiz hafta da benzer bir “ünlü göbek” kadınlarımızın kafasını karıştırmıştı ki, yapılan yorumlarda “zaten hamileyken de incecikti, acaba gerçekten hamile kalıp doğurdu mu bakalım?” diyen bir şüphecilik var. Ünlü model Ceren Hindistan’ın fotoğraflarına yapılan yorumlarda, gerçekten de doğurmamış olabileceği dahi ima edildi.





Fotoğrafa gelen tepkiler karşısında açıklama yapan Ceren Hindistan, hamileliği boyunca zaten hepi topu 7 kilo aldığını, doğumdan sonra da fırsat buldukça mekik çektiğini ve kendine biraz baktığını belirtmiş.

Beslenme ve diyet uzmanı Aydan Atasoy, daha önce Habertürk’e yaptığı bir açıklamada,genel kilosu normal olan birinin hamilelik boyunca 9 ila 12 kilo almanın normal olduğunu söylemişti. Günümüzde, hamileliğiniz boyunca 12 kilodan fazla almadığınız sürece, kilonuz normal kabul edilebiliyor.

Ama sistem bize, aldığımız ortalama 10 kiloyu mümkünse birkaç gün içinde vermemiz gerektiğini söylüyor.

“Ünlülerin yaşam koçu” olarak tanınan Şeyda Coşkun da, geçtiğimiz Mart ayında, doğumdan üç gün sonra paylaştığı “huzur” adlı fotoğrafıyla dikkat çekmişti. Gelen tepkiler yine aynı. İnanamayanlar, bit yeniği arayanlar, “onlar zengin, ünlü, bizim neyimize” deyip sineye çekenler gırla…



Ünlülerin türlü türlü hallerinin nasıl da merakla takip edildiğini, internette kısa bir arama yaparak kolayca görebilirsiniz. En çirkin halleri, makyajsız halleri, sportif halleri vs… En çok arananlardan biri de “doğumdan sonraki” halleri.

Belki de bir umut, doğumundan sonra göbeği hala biraz sarkık, şiş ve biraz da yorgun gözlerle bakan bir anne görmeyi bekliyoruz. Çünkü genel olarak doğumdan sonra fiziksel ve ruhsal olarak toparlanmanın biraz zaman alabileceğini biliyoruz ama ne hikmetse bu ‘ideal kadın’lar, her zamanki mükemmellikleriyle mutlu mutlu gülümsüyorlar kucağında bebekleriyle!

Bir de mütevazı prensesimiz Kate Middleton’a bakalım. Prens William ile evleneceğinin duyulmasından itibaren tüm dünyanın yakından izlediği bir figür olmuştu. Merhum kayınvalidesi Prenses Diana’ya benzetilen sade ve şık tarzı, düğünü, gelinliği, hamileliği, doğumları; her biri ayrı olay oldu dünya gündeminde. İlk bebeğinin doğumundan sonra, hastane çıkışında verdikleri pozlarla da çok konuşulmuştu. O da ne! Güzeller güzeli prenses, ‘doğum sonrası göbeği’ ile, dünyanın gözünün önünde, hiç utanıp sıkılmadan gülümsüyordu!




Vay canına! Demek ki ünlü de olsanız, dünya güzeli bir prenses de olsanız, doğumdan sonra birazcık göbeğiniz kalabiliyormuş!

Neyse ki bu gerçeğin farkında olan sanatçılar ve aktivist kadınlar, kadın bedeninin standartlaştırılmasına tepki olarak, çeşitli projeler ortaya koymaya başladılar. Amerikalı ünlü fotoğrafçı Jade Beall, Mükemmel Vücut Projesi adlı çalışmasıyla, doğum yapmış kadınları en doğal halleriyle fotoğraflayarak “olduğunuz halinizle mükemmelsiniz” mesajı vermişti.


Yeni Zelandalı anne Julie Bhosale ise, “Doğum sonrası gerçek vücudum” adlı projesiyle kendi doğumundan sonraki sürecini hafta hafta fotoğraflayarak yüzlerce anneye ilham olmuştu.



Çünkü medyada gördüğümüz ‘ideal/mükemmel’ vücut örnekleri bizi kendi bedenimize yabancılaştırıyor, bizi yalnızlaştırıyor ve genel kabul gören bir standarda uyum sağlayabilmek adına türlü çılgınlıklara yönelmemize neden olabiliyor. Hamilelik döneminde mümkün olduğunca kilo almamak için dikkatli beslenmeyi ve egzersizi takıntı haline getiren kadınların muzdarip olduğu hastalık, 2011’de “Mommyrexia” olarak tanımlandı bile. Zayıflama hastalığı olarak bilinen anoreksiya’nın anne versiyonu, Türkçeye ‘annereksiya’ diye zorlama bir çevirisi yapılabilir belki. Bizde “aman sen iki canlısın, iki kişilik ye!” diyen kayınvalidelerin varlığında böyle garip isimli bir hastalık ne kadar yaygınlaşır bilemeyiz ama, ünlülerin doğum sonrası mükemmel fotoğraflarına özenen kadınlar için durumu özetleyip uyarmakta fayda var.






Bu yazım HTHayat.com'da yayınlanmıştır.

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Doğum başladıktan sonra yapılan sezaryen daha sağlıklı

Birçok kadın sezaryenden kaçınmak istese de doğumda işler her zaman istediğiniz gibi gitmeyebiliyor. Bu elbette her zaman kötü birşey demek değil, hatta bu konu ile ilgili yapılan yeni bir araştırma her sezaryenin aynı olmadığını da ortaya çıkarmış bulunuyor.

Journal of American Medical Associates’te bu ay yayınlanan araştırmada İskoçya’da gerçekleşen 321,287 doğum üzerinde uzun vadeli bir çalışmanın sonuçları açıklandı. Bu doğumlardan %4’ü planlı sezaryen ile gerçekleşirken %17’si de acil (planlanmamış) sezaryen ile gerçekleşti. Geri kalan 252,917 doğum da vajinal doğum oldu. 1993 yılından beri takip edilen vakalarda çok önemli sonuçlar elde edildi.


Sezaryen de olsa, doğumun başlamasını beklemek en iyisi

Araştırma sonucuna göre planlı sezaryen ile dünyaya gelen bebekler, vajinal doğumla ya da planlanmamış sezaryenle doğan bebeklere göre daha fazla sağlık sorunları yaşıyorlar. Planlı sezaryenin doğum kendiliğinden balşadıktan sonra yapılan sezaryene göre daha faydalı olabileceğini bulmayı uman araştırmacılar için de bu sonuç oldukça şaşırtıcı olmuş.

New York Times’a açıklama yapan araştırmacı Dr. Mairead Black, vajinal yolla (normal doğumla) doğan bebeklerin, annelerinin vücudunda bulunan bakterilerle temas halinde olarak dünyaya geldiği için daha kuvvetli bir bağışıklık sistemine sahip olduklarını söylüyor. Ancak normal doğumun mümkün olmadığı durumlarda, mecburi sezaryende bunu telafi etmek mümkün olabilir mi?

Araştırmaya göre, evet. Doğum kendiliğinden başladıktan sonra yapılan sezaryende bebeğin bir miktar da olsa bu bakterilere maruz kalma şansı oluyor.


Diyabet riski yükseliyor

Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de şu: planlı sezaryenle doğan bebekler, planlanmamış sezaryenle doğan bebeklere göre %35 daha fazla tip 1 diyabet hastalığına yakalanma riski taşıyor. Ayrıca astıma yakalanma riskleri de daha fazla.


Peki ne yapmalı?

Normal doğuma engel olacağı veya normal doğumu zorlaştıracağı tespit edilen (bebeğin pozisyonunun ters olması veya başka bir sağlık sorunu gibi) bir durum oluştuğunda sezaryeni planlanan bir tarihte yapmaya karar vermek yerine, doğumun kendiliğinden başlaması beklenebilir. Doğumun başladığını gösteren (ilk kasılmalar, suyun gelmesi, nişanın gelmesi gibi)  işaretler  görüldükten sonra sezaryen ile doğum yapmak tercih edilebilir.



Bu yazım HTHayat.com 'da yayınlanmıştır.

30 Haziran 2016 Perşembe

Ay, kan!

Ben küçükken, ailece televizyon izlenirken yetişkinlerin kanalı değiştirmesini ‘gerektiren’ bazı anlar vardı. Televizyonda birileri öpüşürse, soyunursa, ayıp şeyler hakkında konuşmaya başlarsa kanal değiştirilirdi. Sessizce.

Detaylı olarak hangi sahnelerin annem, babam ya da rahmetli dedem tarafından sansürlendiğini hatırlamasam da, görünce herkesin şöyle bir sıkıldığı o reklamı net hatırlıyorum. Pedlerin üzerine mavi sıvıların döküldüğü, kadınların ağızlarını aça aça güldüğü ve o mavi sıvıların çabucak emiliverdiği o reklamların neden ‘muzır neşriyat’ sayıldığını bir türlü anlayamadığımı da hatırlıyorum.

Tam şu anda, dünyadaki kadınların birçoğunun adet günü. Yaklaşık 334 milyon kadın, tam da bugün adet görüyor. O kadar kalabalıklar ki, sayıları Türkiye nüfusunun yaklaşık 4,5 katı ediyor. Beş ülke dolusu kadının eşzamanlı olarak yaşadığı doğal ve fizyolojik bir sürecin hala tabu sayılmasını bazen aklımız almıyor. Ama adet görmenin neden tabu sayıldığı, yaşayan her sağlıklı kadının her ay ‘başına gelen’ bir durumun hala neden bu kadar yadırgandığını şimdilik bir kenara bırakıp, mavi sıvılı ped reklamlarına geri dönelim.

‘Kan’ veya ‘kanama’, hele ki ‘adet kanı’ demeye zinhar dilimiz varmıyorken, reklamlarda da bu ‘özel’ günlerimizi rahatça, gülümseyerek, dilediğimiz beyaz pantolonu giyerek geçirmemizi sağlayan ürünleri gösterirken kullanılan materyaller de elbette bambaşka olmalıydı. Pedin üzerine bir fincan ‘gerçek kan’ dökerek “bakınız nasıl da emici” demeleri hoş olmayabilirdi, reklamcıları da şimdi dövmeyelim. Ama “hani bazen o şey oluyor ya, işte o şey olduğunda bizim ürünümüzü şe’yapabilirsiniz, en iyisi bu” diyen reklamlar küçüklüğümden beri aklıma takılmış işte.

İngiltere menşeli bir ped markası olan Bodyform, hazırladığı son reklam kampanyası ile bu gidişe büyükçe bir “HAYIR” deyivermiş bile. Kampanyanın sloganı dillere destan olası: “No blood can hold us back” - Kanamak bizi engelleyemez.


Düşüp dizini kanatsa da koşmaya devam eden bir koşucu, parmakları kanayarak dans etmeye devam eden bir balerin, kaşını yarıp mücadeleye devam eden bir futbol oyuncusu… Reklam filmi boyunca ‘malum’ kanı görmesek de, kadınların üzerinde bolca kan görüyoruz. Marka diyor ki, benim ürünümü kullanırsan kanama filan dinlemez işine gücüne bakarsın, ki bence reklamcılık açısından dahiyane bir anlam yaratılmış burada. Ama beni asıl heyecanlandıran kısım, bir ped reklamında mavi sıvıların değil de, gerçek, kırmızı, canlı canlı kanın gösterilmekten çekinilmemesiydi. ‘Kan’ kelimesinin bile daha önce herhangi bir menstrual ürün reklamında kullanıldığını zannetmiyorum.



Firma ayrıca, Red.fit adı altında bir kampanya da başlatarak kadınlara adet döngülerini takip ederek egzersiz ve beslenme programlarını nasıl iyileştirebileceklerine dair kapsamlı bir rehber sunmuş. Web sitelerinde aylık döngülerle ilgili detaylı bilgiler bulunuyor. Kanama-yumurtlama döngüsünün belirli zamanlarında ne tür egzersizlerin iyi geleceği, ağrıları azaltmanın yolları gibi her kadının hayatını kolaylaştıracak (ve bana kalırsa daha liselerde, ortaokullarda öğretilmesi gereken!) bilgiler yer alıyor. Doğru besinler ve yemek tarifleri de cabası.



Firmayla ve hazırlanan kampanyayla bir tür aşk yaşamaya başlayınca tabii eski vukuatlarını da araştırdım. Facebook’ta Bodyform’un sayfasına yorum yazan bir erkeğe cevap vermek için çektikleri video 6 milyona yakın izlenmiş. Ürünün sayfasına özetle “sizin reklamlarınızdaki kadınlar mutlu mesut bisiklete biniyor, dans ediyor filan, ben de hep yıllarca kadınlara özenirdim sizin yüzünüzden, neden benim de adet günlerim, ‘mavi sıvı’larım olmuyordu? Ama sonra büyüyünce ve bir kız arkadaşım olunca öğrendim ki işler öyle değilmiş, kız arkadaşım hiç de eğlenmiyor, ekstrem sporlar yapmıyordu, daha çok Exorcist’teki küçük kıza benziyordu, yazıklar olsun size!” diyen bir mesaj yazmış, Bodyform da bir video ile cevap vermişti. Videoda şirketin CEO’su, “üzgünüz Richard, mutlu periyod diye bir şey yok, size yalan söyledik. Gerçek şu ki bazı insanlar gerçekle baş edemiyordu. 80’lerde bir grup deneğe adet döngüsü, kan gibi kelimeleri duyduğunda neler hissettiğini sorduk ve baş dönmesi, kramp, aşırı kaygı gibi semptomlar tespit ettik. Bu yüzden yöntemimizi değiştirdik ve bu uyduruk şeyleri göstermeye başladık. Özür dileriz.” diyordu.


Bodyform’un kampanyası bir anda adet görme ile ilgili tabuları ortadan kaldırır mı bilemeyiz ama birçok kadına ilham olacağı ve döngülerimizle barışmamıza muazzam katkı sağlayacağı kesin. Geçtiğimiz yıl bununla ilgili ciddi bir uyanış yılıydı ve artık daha fazla kadın menstrual döngülerle ilgili konuşmaya, yazmaya, paylaşmaya başladı. (Menstrual Farkındalık Zamanı haberimizde tüm dünyanın dikkatini çeken birkaç olayı derlemiştim.)

Çevremde bu tür durumlara “aman ne o öyle, ayıp denen bir şey var, uluorta konuşulmamalı” diyenler de var, menstrual tabuları yıkmaya hazır ve döngüleriyle barışmış kadınlar da. Konuşulacak, tartışılacak, öğrenilecek çok şey var, her zaman da olacak. Ama yine de, şimdiye kadarki ‘uyanış’ haberleri de ufaktan mutlu ediyor, heyecanlandırıyor.




(Bu yazım HTHayat.com'da yayınlanmıştır.)


11 Mayıs 2015 Pazartesi

Adım adım, pozitif doğum...

Geçtiğimiz Cumartesi, duyurduğum gibi, İnanna Kadın Farkındalık Merkezi'nde Pozitif Doğum buluşmamız için toplandık!
11 kadın, harika bir çember kurduk ve doğum hakkında hissettiklerimizi konuştuk. 2 saat ne çabuk geçiyormuş öyle! Birbirimizden ilham aldık, yeni soru işaretleri değiş tokuş edildi, hikayelerimizi döktük ortaya...

Sadece kadın kadına olmanın bile başlı başına bir sihir olduğuna inanıyorum zaten. Bu çember de sihirliydi. Bir sonrakini iple çekiyorum!










7 Mayıs 2015 Perşembe

Pozitif Doğum Buluşmaları geri döndü!

2011'de kurulan DOĞANA Doğumda Kadın Hakları Derneği, bu yıl yeni yönetim kadrosuyla tekrardan aktif hale geldi.
Dernek olarak ilk etkinliğimizin "Pozitif Doğum Buluşması" olmasına karar verdik.

İki yıl önce kendi çapımızda Yoğurtçu Parkı'nda toplaşıp doğumu konuşmuştuk, tadı da damağımızda kalmıştı. Milli Hill ve Positive Birth Movement'ı da zaten düzenli olarak takip ediyorum, heyecanla izliyorum hatta!

Peki, bu buluşmada neler olacak?

Bir kere, kadınlar olacak! :) Çember usulüyle oturup, sakince ve yavaşça, birbirimizi dinleyeceğiz. Bu "çember" mevzusu hakkında ayrıca yazmam lazım aslında. Şimdilik şöyle özetleyeyim, sırayla konuştuğumuz, birbirimizi sakinlikle dinlediğimiz, herkesin kendini özgür hissettiği bir sohbet şekli 'çember'. 

Doğum ile ilgili konuşurken, hepimizin söyleyecek çok şeyi, sormak istediği pek çok sorusu olabiliyor. Bu yüzden pozitif doğum buluşmalarımız için de en uygun formatın bu olacağına karar verdik. Ama kimbilir, onca kadın bir araya gelince ortaya muazzam enerjiler dökülebiliyor. Sohbet kendi dinamiğini yaratır, kendi yolunu bulur, ona da eyvallah!

Çemberimizde asıl konumuz "sence doğum nedir?" olacak... Kendi görüşlerimizi, deneyimlerimizi paylaşıp ortaklıklarımızı ve farklılıklarımızı keşfedeceğiz.

Buluşmada en çok önemsediğimiz şey, kullandığımız dilin pozitif olması.Bu ne demek? Doğumla ilgili kötü şeylerden bahsetmek yok mu demek? Hayır. Doğum doğal, zor, keyifli, yoğun ve kişiden kişiye çok farklılıklar gösterebilen bir süreç. Ama bizim (ve tabii Pozitif Doğum Hareketi'nin) başlıca amacımız, doğum deneyiminin pozitif bir dille konuşulmasının yaratacağı olumlu etki. Bugüne kadar hepimiz birilerinden doğum hikayeleri duyduk. Hastane şartlarıyla, sağlık çalışanlarının tavırlarıyla ve doğumun kendisiyle ilgili negatif şeyler bir yerlerde aklımıza kazındı. Bunlarla ilgili farkındalık kazanabilmek ve doğumun 'aslında ne olduğu' ile ilgili konuşabilmek için, bugün hala dünyanın 30'dan fazla ülkesinden bu Pozitif Doğum Buluşmaları düzenleniyor.

Bizim niyetimiz de kadın kadına oturup, doğumu konuşmak. Hepsi bu!


İlk etkinliğimize katılmak için dogana@dogumdakadinhaklari.com adresine bir mail atmanız yeterli. Etkinlik ücretsiz olacak. Ama İnanna Kadın Farkındalık Merkezi'ne bize yer açtığı için katkı sağlamak isteyenler, çıkışta armağan çanağına gönlünden geçen bir miktarı bırakabilecekler.

Etkinliğin facebook sayfasına da göz atın: https://www.facebook.com/events/674305736009179/

Buluşacağımız mekan, Niyaz ve Şaylan'ın geçtiğimiz yıl açtıkları İnanna Kadın Farkındalık Merkezi de nefis bir yer, hiç değilse bir çaylarını içmeye gidin! :)



Bütün kadın arkadaşlarım bu buluşmaya davetli. Şimdilik ayda bir bile olsa, bu buluşmaları düzenli olarak yapmak niyetindeyiz. Bakalım nasıl olacak!

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Doğru konuş!

Doğadan markasının “Kadınlar ne ister?” temalı reklamını görmüşsünüzdür. Yayınlandıktan kısa bir süre sonra sosyal medyada tepki topladı, hakkında kampanyalar başlatıldı ve bu sayede kısa süre içinde firma, reklam için özür diledi. Reklam tüm mecralardan kaldırıldı ve bir özür daha yayınlandı.

İzlemeyenler için özet geçeyim. “Kadınlar ne ister?” diye başlayan reklam, şirin görüntülerle şunu anlatıyor: Kadınlar alışveriş ister, güzel yemekler ister, çanta ister, ayakkabı ister, zayıflamak ister. Bir de o sizin yeşil çayınızdan ister. Yeşil çay kolay, ama diğer istediği şeyler cümle erkek alemine fenalık getirten şeyler. Kadınlar bu klişelerden ibaret...

2 günde 20 binden fazla kişinin bu reklama böyle öfkeyle karşı çıkmasının sebebini anlatacak değilim. Kadınlar olarak, küçültülmenin, kalıplara sokulmanın ne demek olduğunu zaten biliyoruz.

Beni en çok şaşırtan,üzen şeylerden biri de, bu reklam için“ya evet, aynı beni anlatmış!” diyen kadınların da olması. Yorumlara baktığımızda, “eheh evet bütün kadınlar böyle, bu kadarcık” diyen erkekleri anlamak çok zor değil ama bir kadın olarak bunu kabul edip eğlenceli bulmak, benim için hala anlaşılması zor birşey. Üzücü en azından.



...Yazının devamı için tıklayın!



Reklama cevap olarak Zeyno Pekünlü'nün hazırladığı metinle yayınlanan video da bu:



24 Kasım 2013 Pazar

Gerekli Bir Bileşen: Doula - Belgesel



An Essential Ingredient: Doula

Doula nedir? Doulalık nasıl ve niçin ortaya çıktı? Öncülerin dilinden dinleyin.
Dünyadaki ilk doula organizasyonu olan DONA'nın hazırladığı 13 dakikalık belgesel hamilelikle ve doğumda doula'nın nasıl katkıları olduğunu, doulalık mesleğini anlatıyor.

Doula Anne Esra'nın katkılarıyla Türkçe altyazılı izleyebilirsiniz :)

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Pozitif Doğum

   Birkaç ay önce The Mule adlı web sitesine denk gelmiş ve sayesinde Positive Birth Movement (Pozitif Doğum Hareketi)'nin kurucusu olan Milli Hill ile yazışmaya başlamıştım.
   Sitede doğum hakkında harika makaleler var, kendisi sağolsun tercümelerini paylaşabilmem için bana izin vermişti. Uzun zamandır da dünya çapında düzenlenen Pozitif Doğum etkinliklerinin benzerini Tekirdağ'da düzenlemek üzerine düşünüp duruyordum ki Gezi Gündemi sağolsun diğer bütün aktivitelerimi ertelemek zorunda kaldım.

   Bu sıralar hazır İstanbul'dayken park forumlarına dahil olup doğum ile ilgili de konuşmak vardı niyetimde ki sağlık bakanımızın doğum korkusu ile ilgili akla ziyan açıklamasını duyduk.
   Artık zamanıdır. Bu Cuma'dan itibaren Yoğurtçu Parkı'nda buluşup doğal doğumu, doğum korkusunu ve mevcut sağlık sisteminde doğumları konuşuyor olacağız.
   Henüz Pozitif Doğum Hareketi'nin sitesinde ismimiz olmayacak ama bununla ilgili de yazışıyoruz, hareketin bir parçası olacağız.

   Hepinizi bekleriz efendim :)
   Facebook etkinlik sayfasına da göz atabilirsiniz...


10 Mayıs 2013 Cuma

İçimizdeki Anne

Anneler gününde doğmuşum, ondan mıdır bilmem ama, anneden yana şanslıyım ben.

Dünya güzeli üç teyzem ve annem için “iki buçuk annem” yazmıştım geçtiğimiz anneler gününde. Üzerimde öz annem kadar emeği olan bu üç kadın ve annem, hayatımın her döneminde bir şekilde yanımda oldular, beni beslediler, büyüttüler…

Birinden cevap alamazsam diğerinden mutlaka aldım, hep tamamladılar birbirlerini.

Bu yıl işi biraz büyütüp, bütün annelerimi düşündüm. Komşu annelerimi…

Arkadaşlarımın annelerini... Sadece kitaplarını okuyabildiğim yazar annelerimi...

Hayatımın bir döneminde, tam da ihtiyacım olan dönemlerde karşıma çıkmış ve bana annelik etmiş olan tüm kadınları… Hepsini aynı resim içinde hayal ettim ve bu yıl, anneler gününe yaklaşırken, hepsi için bir bir şükrettim.

Her birinin sayesinde, bugün iç sesimi dinlemem daha kolay.
...


yazının devamı için:  HT Hayat