24 Kasım 2013 Pazar

Gerekli Bir Bileşen: Doula - Belgesel



An Essential Ingredient: Doula

Doula nedir? Doulalık nasıl ve niçin ortaya çıktı? Öncülerin dilinden dinleyin.
Dünyadaki ilk doula organizasyonu olan DONA'nın hazırladığı 13 dakikalık belgesel hamilelikle ve doğumda doula'nın nasıl katkıları olduğunu, doulalık mesleğini anlatıyor.

Doula Anne Esra'nın katkılarıyla Türkçe altyazılı izleyebilirsiniz :)

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Pozitif Doğum

   Birkaç ay önce The Mule adlı web sitesine denk gelmiş ve sayesinde Positive Birth Movement (Pozitif Doğum Hareketi)'nin kurucusu olan Milli Hill ile yazışmaya başlamıştım.
   Sitede doğum hakkında harika makaleler var, kendisi sağolsun tercümelerini paylaşabilmem için bana izin vermişti. Uzun zamandır da dünya çapında düzenlenen Pozitif Doğum etkinliklerinin benzerini Tekirdağ'da düzenlemek üzerine düşünüp duruyordum ki Gezi Gündemi sağolsun diğer bütün aktivitelerimi ertelemek zorunda kaldım.

   Bu sıralar hazır İstanbul'dayken park forumlarına dahil olup doğum ile ilgili de konuşmak vardı niyetimde ki sağlık bakanımızın doğum korkusu ile ilgili akla ziyan açıklamasını duyduk.
   Artık zamanıdır. Bu Cuma'dan itibaren Yoğurtçu Parkı'nda buluşup doğal doğumu, doğum korkusunu ve mevcut sağlık sisteminde doğumları konuşuyor olacağız.
   Henüz Pozitif Doğum Hareketi'nin sitesinde ismimiz olmayacak ama bununla ilgili de yazışıyoruz, hareketin bir parçası olacağız.

   Hepinizi bekleriz efendim :)
   Facebook etkinlik sayfasına da göz atabilirsiniz...


10 Mayıs 2013 Cuma

İçimizdeki Anne

Anneler gününde doğmuşum, ondan mıdır bilmem ama, anneden yana şanslıyım ben.

Dünya güzeli üç teyzem ve annem için “iki buçuk annem” yazmıştım geçtiğimiz anneler gününde. Üzerimde öz annem kadar emeği olan bu üç kadın ve annem, hayatımın her döneminde bir şekilde yanımda oldular, beni beslediler, büyüttüler…

Birinden cevap alamazsam diğerinden mutlaka aldım, hep tamamladılar birbirlerini.

Bu yıl işi biraz büyütüp, bütün annelerimi düşündüm. Komşu annelerimi…

Arkadaşlarımın annelerini... Sadece kitaplarını okuyabildiğim yazar annelerimi...

Hayatımın bir döneminde, tam da ihtiyacım olan dönemlerde karşıma çıkmış ve bana annelik etmiş olan tüm kadınları… Hepsini aynı resim içinde hayal ettim ve bu yıl, anneler gününe yaklaşırken, hepsi için bir bir şükrettim.

Her birinin sayesinde, bugün iç sesimi dinlemem daha kolay.
...


yazının devamı için:  HT Hayat

9 Mayıs 2013 Perşembe

Genç kızlığa/kadınlığa geçiş töreni


Çok sevdiğim doula arkadaşım Zeynep, yeğeni için harika bir "regl geçiş töreni" düzenlemiş.

Geçtiğimiz günlerde, Zeynep'in yeğeni Irmak için hazırladığı bu törenle ilgili bir yazı Habertürk gazetesinde yayınlanmıştı. Kendi blogunda çok keyifli bir dille anlattığı bu törenle ilgili yazısına linkten ulaşabilirsiniz:


“...Aslında çok önemli bir geçiştir bu; çocukluktan genç kızlığa oradan kadınlığa giden bir yoldur bu. Ve bu büyük değişimde genç bir kızı ne kadar anlarsak, dinlersek ve ona anılarında hoş bir iz bırakacak ritüellerle kucak açarsak, emin olun bu başlangıç, onun için güvenli bir zemin oluşturacaktır.”




29 Nisan 2013 Pazartesi

I. Ulusal Doğal Doğum Kongresi'ndeydik


   24-26 Nisan'da İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezi'nde düzenlenen Doğal Doğum Kongresi'ne katıldık.
Doğal doğumu destekleyen 400 katılımcı; ebe, hemşire, doktor, doula ve psikolog; 3 gün boyunca konuştuk, dinledik, tartıştık, bilgilendik.
   En heyecan verici misafirlerimizden biri, Fransız doktor Michel Odent… 83 yaşında, kendine has tarzıyla hepimizi ihya etti konuşurken. Yapay oksitosinin doğal doğumun akışını, bebekleri, rahmi ve emme reflekslerini nasıl etkilediği üzerine uzun uzun bilgilendirdi bizi. Kurucusu olduğu Londra’daki Primal Health enstitüsünde yaptığı ve bize örnek olarak sunduğu başka onlarca çalışmaya rağmen hala araştırılacak çok şey  olduğunu söylüyor.

Michel Odent ve doulalar :)

   Kendisiyle öğle yemeği şansı yakalayan iki doula arkadaşıma da doulalar ile ilgili söyledikleri en çok aklımda kalanı. Doğumda mahremiyeti korumaktan, annenin alanını korumaktan sorumlu olduğunu söylüyor doulaların. Yoksa hiç kimsenin, doğumun doğal akışı boyunca anneye ve bebeğe bir katkıda bulunmasına gerek yok diyor…

   Diğer ünlümüz ise Sherry Gilbert. Kendisi, sağlık sorunları nedeniyle bize katılamayan Hypnobirthing’in kurucusu Marie Mongan’ı temsilen bizimleydi. Doğumda kullanılan pozisyonların anneye ve bebeğe nasıl yardımcı olduğunu, doğumun doğal akış ve ritmini desteklemenin yollarını anlattı, pek sevdik onu da…
   Bunun dışında benim de tanışmak istediğim pek çok doktor ve ebe oradaydı, hepsiyle kısa kısa da olsa konuşma, kendilerini dinleme fırsatım oldu.

   Ebe arkadaşlarımızdan bol bol dinledik, günümüzde ne tür zorluklarla karşı karşıya olduklarını, meslek tanımlarının anlaşılamaması ve çeşitli sebeplerle kendi işlerini icra edemiyor olmalarına dertlendik hep beraber. Ama inanıyorum ki, doğumla ilgili anlayışlar değişiyor, ebeler de kendi kutsal vazifelerini tam anlamıyla gerçekleştirebilmek için uygun ortamlar bulacaklar, hak ettikleri saygıyı yeniden kazanacaklar…

   Kongrede gergin anlarımız da olmadı değil tabii… Benim en gergin anım da, “sezaryen ve doğal doğum” başlıklı konuşmasını “yahu ne riske giriyorsunuz, ne güzel sezaryen var, tamam doğal doğum güzel bir şey ama her zaman mümkün değil; sezaryen oranları normal, kötümser olmayın” diye özetleyebileceğimiz bir profesöre verecek bir sürü cevabım varken kalkıp “eee, üslup çok önemli” diye başlayıp lafımın sonunu getirememem ve tamamen yanlış anlaşılmamdı! :) Ama oluyor böyle şeyler işte..
   
   İçsel Doğum Doula Eğitimi’nin güzel eğitmeni, biricik öğretmenimiz, mentorumuz Julia Steils’ın konuşmasını da gururla dinledik. Kendi slaytında “doula ebe değildir” vurgusunu özellikle yapmış olmasına rağmen bazı ebeler tarafından daha sonra “mesleğimiz elimizden gidiyor, durdurun bu doulaları!!” şeklinde galeyana gelinmesi de hepimiz için yoğun anlardan biriydi.
   Doulalık Türkiye’de çok yeni bir kavram, yepyeni bir meslek. Anlaşılmamız için zamana ihtiyacımız olacak elbette. Sadece istiyoruz ki ebeler, onları ne kadar çok desteklediğimizi bilsin ve iş tanımlarımız doğru yapılabilsin. Böyle toplantılar, kongreler ve farklı organizasyonlarda bir araya geldikçe, sayımız arttıkça, biraz da zamanla beslendikçe böyle tartışmaları hatırlamayacağımıza da eminim… Bütün dünyada el ele çalışan doktorlar, ebeler ve doulaların ülkemizde de doğum anlayışının olumlu yönde değişmesine katkıda bulunacak en önemli kişiler olduğunu düşünüyorum.

doktorlar, ebeler ve doulalar el ele :)

***

   Yoğun, yorucu ve keyifli 3 günün ardından yepyeni fikirlerle, sorularla geri döndüm.
   Öğrendiklerimden çok, güven ve inanç getirdim kongreden… Ülkemizdeki anlayışın değişeceğine dair, kadına ve doğuma saygının artacağına dair, pozitif doğumların yaygınlaşacağına dair inancım kuvvetlendi.

   İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı tarafından Florence Nightingale Hemşire Mektepleri ve Hastahaneleri Vakfı’nın desteği ile düzenlenen kongrede emeği geçen herkesin eline sağlık. O güzel enerjiyi, gülen yüzleri asla unutmayacağım…


22 Nisan 2013 Pazartesi

Ay'dan öğrenecek çok şey var


Bir belgeselde görmüştüm, sokak röportajı yapan kadın, yoldan geçen sıradan erkeklere “adet görmek hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye soruyordu.
Nasıl cevaplar verildiğini söylememe gerek yok sanıyorum. Hele düşünün bir, İstiklal Caddesi’nde dolaşıp bu soruyu sorduğumuzu…
Hakkında bu kadar konuşulmayan, bu kadar yanlış anlaşılmış, bu kadar kötülenen, dalga konusu olan bir şeyin her ay başımıza geliyor olması korkunç bir şey olmalı!
Ya da bu işte gerçekten de büyük bir yanlışlık var.
Toplum olarak doğa ve kadınlık ile ilgili döngülerle ilgilenmeyi bıraktığımızdan beri başımız ağrıyor, bunu biliyoruz. Doğaya zarar vermek dediğimizde aklımıza hep kirlenen nehirler, yok edilen ormanlar geliyor ama kendi içsel doğamıza nasıl zarar veriyor olduğumuzu fark etmemizin de zamanı geldi.
...



Yazının devamı HT Hayat'ta...

7 Nisan 2013 Pazar

Evim, güzel evim!


Bu günlerde pek uzak kaldım evimden…

Bir doula toplantısı için toparlanıp İstanbul’a gittim, iki gün kalıp dönecektim güya. Yeni bir hamile arkadaşım oldu, doğuma hazırlık için buluşmak istedik; doğumunu beklediğim diğer bir hamile arkadaşım “40 hafta oldu, ben neden doğurmuyorum hala!” deyince onunla da görüştük, “e hazır buradasın madem bize de uğra” diyen birkaç güzel arkadaşımı da gördüm, bahar gelmişken Salı pazarına uğramadan dönmek olmaz dedik, annemle güzel bir yeşillik akşamı düzenledik derken, tam bir hafta oldu! Daha yeni dönebildim evime…

Özkan da bu ara pek sabırlı bir koca, hiç ses etmez oldu bana. Keyfim yerinde anlayacağınız :)
Ama gel gör ki, evin hali öyle değil! Her 21 Mart’ta, Bahar Ekinoksunda güzel bir temizlik yapar öyle karşılarım yeni mevsimi. İyi ki bu yıl da ihmal etmemişim, yoksa bırakıp kaçmak isteyebilirdim! Özkanım gayet derli toplu tutmuş evi elbette ama fark ettim ki evden uzak kalınca ev kirlendiğinden değil… Pek sevdiğim bir şeye, ev hanımlığına ara vermenin getirdiği tuhaf bir his beni rahatsız ediyor.

Ben mutfağıma “tezgâhım” derim. Tezgâhımı isterse en alası gelsin düzenlesin, toparlasın yine içime sinmez, elden geçiririm.
Bu iki günü çok sevdiğim evimde dolaşarak, bir şeyleri yerleştirerek, düzelterek geçirdim ve kendi alanımda olmayı ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha gördüm.

Ara ara konuşuyoruz, “acaba böyle giderse obsesif bir ev kadınına dönüşür müyüm? Bir Bree VanDeKamp çıkar mı içimden?” diye ama şimdilik memnunum halimden. Şikayetim yok.

Bahar iyice hissettirmeye başladı kendini; siz de taze sarımsaktan, sıcacık çimenlere uzanmaktan, güzel salatalar tüketmekten ve bol bol, derin derin nefes almaktan mahrum etmeyin kendinizi. 

26 Şubat 2013 Salı

Ay Halleri - II: Hangi evrede ne yapmalı?


Ay’ın ve Güneş’in konumuna göre Ay, Dünya’dan 7 farklı biçimde görülüyor. Buna göre Dünyamız için 8 evrede Ay, döngüsünü tamamlamış oluyor.
Bir önceki yazıda Ay’ın evrelerinin kadınlık döngüleri ile ilişkisinden bahsetmiştim. Biliyoruz ki Ay’ın hangi evrede olduğu yalnızca kadınları değil, bütün dünyayı etkiliyor. Sadece spiritüel veya astrolojik etkilerinden bahsetmiyorum; bitkilerin ve hayvanların yaşamsal döngüleri ve tüm Dünya üzerindeki etkileri de yüzyıllardır biliniyor ve çoğu insan ve topluluk yaşamsal faaliyetlerini bu etkilere göre düzenliyor.
Bugün bırakın gökyüzüyle, üzerinde yaşadığımız toprakla bile bağlantımız bunca zayıfken, yine Ay’dan etkileniyor olmamız mümkün mü?

Evrelere ve dünya üzerindeki etkilerine sırasıyla göz atalım:

Yeni Ay - Hilal: Ay’ın karanlık yüzünün Dünya’ya dönük olduğu, görünmediği zaman. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde “Ay karanlıkken hiçbir iş yapılmaz!” dendiğini biliyor muydunuz? Ekilen tohumlar büyümez, kurulan salçalar iyi olmaz, turşular çürürmüş. Bu nedenle çiftçiler bu zamanda bahçeleri ve ekinleri ile pek ilgilenmiyorlarmış.
Ay’ın dünyaya ne kadar yakın olduğunu, nerede olduğunu, hangi evresinde olduğunu gözleyen balıkçılar, Yeni Ay’da ayın doğuşunu ve batışını göremediklerinden avlanmayı tercih etmiyorlar.
Astrolojik etkilerine baktığımızda, ayın bu zamanı Ay ile Güneş kavuşum açısı yaptığından bir yenilenme, başlangıç etkisi yaratıyor.

Güneş isteklerimizi, hırslarımızı ve eril yönümüzü simgelerken Ay duygularımızı ve sezgilerimizi sembolize ediyor. Bu iki unsurun karşı karşıya gelmesi de yeni fikirler için en uygun zaman olduğunu söylüyor.
Mitolojide Yeni Ay, “Genç Kız”ı simgelerdi. Biz kadınlar için de Yeni Ay demek, aybaşı demek. Gecenin karanlığı sayesinde hormonlarımız ve tüm varlığımız dinlenmeye, düşünmeye, içsel temizlikler yapmaya müsait. Adet gören kadınların toplumdan uzakta inzivaya çekilmesi, sanıldığı gibi “lanetli” olduklarından değil, kendi doğalarını gerçekleştirebilmeleri içindi. Kadınların o günlerde hiçbir iş yapmaması, ekmek mayalamaması ve uzaklarda dinlenmesi aslında ne kadar doğal ve ne kadar yanlış anlaşılmış!

Ay’ın karanlık olduğu zamanı ve hilal biçiminde görülmeye başlığı zamanı bugün Yeni Ay olarak kabul ediyoruz. Aslında burada iki evre var ve bu ilk 7 günlük süreç Yeni Ay olarak değerlendirilebilir.

Kısacası Yeni Ay zamanında yapılacak en iyi şeyler; dinlenmek, okumak ve yazmak, meditasyon yapmak, dostlarla vakit geçirip sohbet etmek, gezintiler yapıp bol bol düşünmek…

İlk Dördün: Ay’ın yarısının görünür olduğu hal. Yeni Ay ile Dolunay arasındaki zamanda ayın yarım olarak göründüğü evre aslında ilk dördün (first quarter) ve şişkin evre’yi kapsıyor (waxing gibbous).
Bizim için harekete geçmeye en uygun zaman. Yeni Ay’da dinlendik, yeni kararlar aldık ve artık uygulamaya hazırız. Dolunay’da enerjimiz maksimuma ulaşmadan önce başlangıçlar yapmanın tam zamanı.
İlk Dördün’ün simgeleyen “Kadın” artık olgunlaşmış olmayı, genç kızlık ile kocakarılık arasındaki evreyi sembolize ediyor.

Dolunay: Güneş’ten aldığı ışığı bütün gücüyle dünyaya yansıtan Ay’ın dünyadaki bütün sulara ve yaşama da hareketlilik getirdiği bir zaman. Bu kısacık evrede denizler kabarıyor, nehirler daha hızlı akıyor, hayvanlar hareketleniyor ve çiftleşme güdüleri yoğunlaşıyor ve bütün bu etkilerin benzerlerini insanlarda da görmek mümkün. Dörtte üçü sudan oluşan bir canlı olduğumuza göre, eh, pek mantıklı :)
Dolunay gecelerinde uyumakta zorluk çekilebiliyor, aşırı güdülenme nedeniyle huzursuzluk veya kafa karışıklığı hissedilebiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre suç oranlarında da ciddi bir artış görülüyormuş!
Peki Ay ile uyum içerisinde olup da Dolunay enerjisinden faydalanmaya karar verirsek?

Yeni Ay’da kabuğuna çekilip İlk Dördün’de harekete geçen enerjimiz, Dolunay’da en verimli haline ulaşır. İsteklerimizi gerçekleştirmek, önemli atılımlar yapmak için en uygun zamandır. Dolunay’daki yoğun enerji yüksek sesle konuşmamızı ve kendimizi en iyi biçimde ifade edebilmemizi sağlayabilir. Genç kızlığını ve kadınlığını tamamlamış Ay Hanım artık Kocakarı evresindedir; biz de bu birikmiş bilgelikten bütün ay boyunca faydalanabiliriz…

Yeni Ay'da adet gören kadın da 14 günü tamamlamış ve yumurtlama evresine girmiştir artık, hamile kalmak için de güzel, romantik bir dolunay gecesi :)

Son Dördün: Dolunaydan sonraki iki evreyi –son dördün (last quarter) ve şişkin evreyi (wanning gibbous) ifade eder.
Bu ayki işleri nihayete erdirme, kenara çekilmek için hazırlanma zamanıdır. Birçok astroloji uzmanına göre sesini duyurmak için de iyi, verimli geçen bir aydan sonra yaptığınız işleri yaymak, tanıtım ve reklam için uygun bir zaman olduğu söyleniyor.

24 Şubat 2013 Pazar

Ay Halleri

Grandmother Moon by Lynda Hoffman


Adet görmek, aybaşı olmak, regli olmak, mensturasyon… Hala ne diyeceğimizi bilemiyoruz değil mi şu “ay halleri” için?
Sesimizi kısıyoruz ondan bahsederken; üzülüyoruz, rahatsız oluyoruz, bir türlü sevemiyoruz onu…
Uzun zamandır adet görme ile ay arasındaki bağlantılar üzerinde düşünüyor ve çalışıyorum. Hakkında yazmaya karar verince şöyle bir duraksadım, “ne diyeceğim ben şimdi buna? En uygun tabir hangisi?”
Mesela adet olmak,  Arapça’da düzenli olarak tekrarlanan şey anlamına gelen adat’tan türetilmiş. Adet’in bildiğimiz anlamı yani… Regl olmak tabiri dilimize nasıl yerleşmiş bilmiyorum ama onun da kökeni Fransızca  “düzen” anlamına gelen regle kelimesiymiş. Aybaşı ve ay hali, her ay gerçekleşmesini belirtiyor şüphesiz. Mensturasyon ise, daha çok tıpta kullanılan bir tabir, Latince mens-ay’dan geliyor. Ama dilimizde kullanılanların hiçbirinde, o muhteşem, gizemli gök cismi Ay’a doğrudan bir gönderme yok.
Oysa ki kadınlığın bu en önemli fiziksel olayının ve bu ay hallerine bağlı ruh hali değişikliklerinin Ay’la birebir bağlantılı olabileceği hiç aklınıza geldi mi?

Kadının yoldaşı Ay

Eski kadim zamanların kadınları, bu bağlantının farkındaydı. Ay hallerini takip eden, bitkilerini ayın durumuna göre ekip biçen, tırnaklarını ve saçlarını keserken bile Ay’a bakan kadınlardı onlar. Gece yatağa girmeden önce, o gecenin bir dolunay gecesi olup olmadığını muhakkak bilirlerdi. Yapılacak işleri ayın belirli zamanlarında yapacak şekilde düzenlerlerdi. Ay 28 günlük döngüsünü tamamladığında, onlar da döngülerini tamamlarlar ve her Yeni Ay’da yenilenmiş enerjileriyle yaşantılarına devam ederlerdi.
Ay ışığının miktarına göre hormonlar düzenleniyor, kadının ne zaman yumurtlama dönemine gireceği ve ne zaman adet göreceği de buna göre belirleniyor… Böylece her Yeni Ay’da adet gören kadınlar, Dolunay’da yumurtlama dönemine giriyor, döngülerinin farkında olarak, bu döngülere bağlı enerji değişimlerine hazır olarak…
Biz bugün, ruh halimizdeki değişiklikleri, yükselmeleri ve alçalmaları neredeyse takip edemez halde geldik; her tarafta onlarca uyaran var, başımız ağrısa, o gün o ağrıya sebep olmuş olabilecek onlarca neden var!
Acaba biraz yavaşlasak, kendimizi dinler olsak, farkındalığımızı biraz olsun artırıp şöyle bir baksak kendimize ve Ay’a…
Doğal döngülerimizi fark etsek… Ve doğanın kendisiyle uyumlansak… Nasıl olur?

Kırmızı Çadır’da kadın olmak


Red Moon - Miranda Gray
Konuyla ilgili dünyanın pek çok yerinde çalışmalar yapan birçok kadın var. Miranda Gray onlardan biri. Red Moon (Kırmızı Ay) adlı kitabında, kadınların ay döngüleri ile ilişkilerini güçlendirerek daha güçlü olabileceklerini; bu uyumun manevi yönden tam anlamıyla doyurucu olabileceğini ve gündelik yaşantıyı da daha anlamlı, kolay ve düzenli kılabileceğini söylüyor.
Adet gören kadın eğer Ay ile uyum içerisindeyse Yeni Ay zamanı adet görüyor olacak; bu zamanı dinlenerek, diğer kadınlarla vakit geçirerek, içsel yolculuklar ve meditasyon için zaman ayırarak geçirecek… Red Tent’i duydunuz mu? Hani adet gören kadınların toplumdan uzak kalmak için toplandığı Kırmızı Çadırlar… Çook eskilerde kalmış olabilir ama bugün bu geleneği canlandıran ve her Yeni Ay’da kendi yerel Kırmızı Çadırlarında buluşup vakit geçiren kadınlar var.
Her ay başı bunu yapabilsek, kadın-kadına enerjimizi yenilesek, tabir-i caizse “kurtlarımızı döksek”… Yenilenmiş, tazelenmiş ve güçlenmiş olarak ailemize, işimize, gündelik yaşantımıza geri dönsek...

Kadın-kadına uyumlanmak

Beraber çokça vakit geçiren kadınların adet dönemlerinin zamanla birbirine yaklaştığını, hatta bir zaman sonra hepsinin aynı gün adet gördüğünü hiç duydunuz mu?
Bu bir işaret!
Şimdilik yaşadığım yerde kaç kadınla birlikte bir “ay ile uyumlanma operasyonu” düzenleyebilirim bilmiyorum ama en azından, kendi “ay farkındalığı”mı bulmak için çalışmaya başladım bile.
Konuyla ilgilenen, Kırmızı Çadır ruhunu canlandırmak isteyen varsa lütfen bana yazın. Her ay deneyimlerimizi paylaşabileceğimiz, beraber uyumlanabileceğimiz kadın arkadaşlarımız olsun; hem belki bir Kırmızı Çadır’da buluşuruz da Yeni Ay’da!