29 Nisan 2013 Pazartesi

I. Ulusal Doğal Doğum Kongresi'ndeydik


   24-26 Nisan'da İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezi'nde düzenlenen Doğal Doğum Kongresi'ne katıldık.
Doğal doğumu destekleyen 400 katılımcı; ebe, hemşire, doktor, doula ve psikolog; 3 gün boyunca konuştuk, dinledik, tartıştık, bilgilendik.
   En heyecan verici misafirlerimizden biri, Fransız doktor Michel Odent… 83 yaşında, kendine has tarzıyla hepimizi ihya etti konuşurken. Yapay oksitosinin doğal doğumun akışını, bebekleri, rahmi ve emme reflekslerini nasıl etkilediği üzerine uzun uzun bilgilendirdi bizi. Kurucusu olduğu Londra’daki Primal Health enstitüsünde yaptığı ve bize örnek olarak sunduğu başka onlarca çalışmaya rağmen hala araştırılacak çok şey  olduğunu söylüyor.

Michel Odent ve doulalar :)

   Kendisiyle öğle yemeği şansı yakalayan iki doula arkadaşıma da doulalar ile ilgili söyledikleri en çok aklımda kalanı. Doğumda mahremiyeti korumaktan, annenin alanını korumaktan sorumlu olduğunu söylüyor doulaların. Yoksa hiç kimsenin, doğumun doğal akışı boyunca anneye ve bebeğe bir katkıda bulunmasına gerek yok diyor…

   Diğer ünlümüz ise Sherry Gilbert. Kendisi, sağlık sorunları nedeniyle bize katılamayan Hypnobirthing’in kurucusu Marie Mongan’ı temsilen bizimleydi. Doğumda kullanılan pozisyonların anneye ve bebeğe nasıl yardımcı olduğunu, doğumun doğal akış ve ritmini desteklemenin yollarını anlattı, pek sevdik onu da…
   Bunun dışında benim de tanışmak istediğim pek çok doktor ve ebe oradaydı, hepsiyle kısa kısa da olsa konuşma, kendilerini dinleme fırsatım oldu.

   Ebe arkadaşlarımızdan bol bol dinledik, günümüzde ne tür zorluklarla karşı karşıya olduklarını, meslek tanımlarının anlaşılamaması ve çeşitli sebeplerle kendi işlerini icra edemiyor olmalarına dertlendik hep beraber. Ama inanıyorum ki, doğumla ilgili anlayışlar değişiyor, ebeler de kendi kutsal vazifelerini tam anlamıyla gerçekleştirebilmek için uygun ortamlar bulacaklar, hak ettikleri saygıyı yeniden kazanacaklar…

   Kongrede gergin anlarımız da olmadı değil tabii… Benim en gergin anım da, “sezaryen ve doğal doğum” başlıklı konuşmasını “yahu ne riske giriyorsunuz, ne güzel sezaryen var, tamam doğal doğum güzel bir şey ama her zaman mümkün değil; sezaryen oranları normal, kötümser olmayın” diye özetleyebileceğimiz bir profesöre verecek bir sürü cevabım varken kalkıp “eee, üslup çok önemli” diye başlayıp lafımın sonunu getirememem ve tamamen yanlış anlaşılmamdı! :) Ama oluyor böyle şeyler işte..
   
   İçsel Doğum Doula Eğitimi’nin güzel eğitmeni, biricik öğretmenimiz, mentorumuz Julia Steils’ın konuşmasını da gururla dinledik. Kendi slaytında “doula ebe değildir” vurgusunu özellikle yapmış olmasına rağmen bazı ebeler tarafından daha sonra “mesleğimiz elimizden gidiyor, durdurun bu doulaları!!” şeklinde galeyana gelinmesi de hepimiz için yoğun anlardan biriydi.
   Doulalık Türkiye’de çok yeni bir kavram, yepyeni bir meslek. Anlaşılmamız için zamana ihtiyacımız olacak elbette. Sadece istiyoruz ki ebeler, onları ne kadar çok desteklediğimizi bilsin ve iş tanımlarımız doğru yapılabilsin. Böyle toplantılar, kongreler ve farklı organizasyonlarda bir araya geldikçe, sayımız arttıkça, biraz da zamanla beslendikçe böyle tartışmaları hatırlamayacağımıza da eminim… Bütün dünyada el ele çalışan doktorlar, ebeler ve doulaların ülkemizde de doğum anlayışının olumlu yönde değişmesine katkıda bulunacak en önemli kişiler olduğunu düşünüyorum.

doktorlar, ebeler ve doulalar el ele :)

***

   Yoğun, yorucu ve keyifli 3 günün ardından yepyeni fikirlerle, sorularla geri döndüm.
   Öğrendiklerimden çok, güven ve inanç getirdim kongreden… Ülkemizdeki anlayışın değişeceğine dair, kadına ve doğuma saygının artacağına dair, pozitif doğumların yaygınlaşacağına dair inancım kuvvetlendi.

   İstanbul Üniversitesi Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı tarafından Florence Nightingale Hemşire Mektepleri ve Hastahaneleri Vakfı’nın desteği ile düzenlenen kongrede emeği geçen herkesin eline sağlık. O güzel enerjiyi, gülen yüzleri asla unutmayacağım…


22 Nisan 2013 Pazartesi

Ay'dan öğrenecek çok şey var


Bir belgeselde görmüştüm, sokak röportajı yapan kadın, yoldan geçen sıradan erkeklere “adet görmek hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye soruyordu.
Nasıl cevaplar verildiğini söylememe gerek yok sanıyorum. Hele düşünün bir, İstiklal Caddesi’nde dolaşıp bu soruyu sorduğumuzu…
Hakkında bu kadar konuşulmayan, bu kadar yanlış anlaşılmış, bu kadar kötülenen, dalga konusu olan bir şeyin her ay başımıza geliyor olması korkunç bir şey olmalı!
Ya da bu işte gerçekten de büyük bir yanlışlık var.
Toplum olarak doğa ve kadınlık ile ilgili döngülerle ilgilenmeyi bıraktığımızdan beri başımız ağrıyor, bunu biliyoruz. Doğaya zarar vermek dediğimizde aklımıza hep kirlenen nehirler, yok edilen ormanlar geliyor ama kendi içsel doğamıza nasıl zarar veriyor olduğumuzu fark etmemizin de zamanı geldi.
...



Yazının devamı HT Hayat'ta...

7 Nisan 2013 Pazar

Evim, güzel evim!


Bu günlerde pek uzak kaldım evimden…

Bir doula toplantısı için toparlanıp İstanbul’a gittim, iki gün kalıp dönecektim güya. Yeni bir hamile arkadaşım oldu, doğuma hazırlık için buluşmak istedik; doğumunu beklediğim diğer bir hamile arkadaşım “40 hafta oldu, ben neden doğurmuyorum hala!” deyince onunla da görüştük, “e hazır buradasın madem bize de uğra” diyen birkaç güzel arkadaşımı da gördüm, bahar gelmişken Salı pazarına uğramadan dönmek olmaz dedik, annemle güzel bir yeşillik akşamı düzenledik derken, tam bir hafta oldu! Daha yeni dönebildim evime…

Özkan da bu ara pek sabırlı bir koca, hiç ses etmez oldu bana. Keyfim yerinde anlayacağınız :)
Ama gel gör ki, evin hali öyle değil! Her 21 Mart’ta, Bahar Ekinoksunda güzel bir temizlik yapar öyle karşılarım yeni mevsimi. İyi ki bu yıl da ihmal etmemişim, yoksa bırakıp kaçmak isteyebilirdim! Özkanım gayet derli toplu tutmuş evi elbette ama fark ettim ki evden uzak kalınca ev kirlendiğinden değil… Pek sevdiğim bir şeye, ev hanımlığına ara vermenin getirdiği tuhaf bir his beni rahatsız ediyor.

Ben mutfağıma “tezgâhım” derim. Tezgâhımı isterse en alası gelsin düzenlesin, toparlasın yine içime sinmez, elden geçiririm.
Bu iki günü çok sevdiğim evimde dolaşarak, bir şeyleri yerleştirerek, düzelterek geçirdim ve kendi alanımda olmayı ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha gördüm.

Ara ara konuşuyoruz, “acaba böyle giderse obsesif bir ev kadınına dönüşür müyüm? Bir Bree VanDeKamp çıkar mı içimden?” diye ama şimdilik memnunum halimden. Şikayetim yok.

Bahar iyice hissettirmeye başladı kendini; siz de taze sarımsaktan, sıcacık çimenlere uzanmaktan, güzel salatalar tüketmekten ve bol bol, derin derin nefes almaktan mahrum etmeyin kendinizi.