7 Nisan 2013 Pazar

Evim, güzel evim!


Bu günlerde pek uzak kaldım evimden…

Bir doula toplantısı için toparlanıp İstanbul’a gittim, iki gün kalıp dönecektim güya. Yeni bir hamile arkadaşım oldu, doğuma hazırlık için buluşmak istedik; doğumunu beklediğim diğer bir hamile arkadaşım “40 hafta oldu, ben neden doğurmuyorum hala!” deyince onunla da görüştük, “e hazır buradasın madem bize de uğra” diyen birkaç güzel arkadaşımı da gördüm, bahar gelmişken Salı pazarına uğramadan dönmek olmaz dedik, annemle güzel bir yeşillik akşamı düzenledik derken, tam bir hafta oldu! Daha yeni dönebildim evime…

Özkan da bu ara pek sabırlı bir koca, hiç ses etmez oldu bana. Keyfim yerinde anlayacağınız :)
Ama gel gör ki, evin hali öyle değil! Her 21 Mart’ta, Bahar Ekinoksunda güzel bir temizlik yapar öyle karşılarım yeni mevsimi. İyi ki bu yıl da ihmal etmemişim, yoksa bırakıp kaçmak isteyebilirdim! Özkanım gayet derli toplu tutmuş evi elbette ama fark ettim ki evden uzak kalınca ev kirlendiğinden değil… Pek sevdiğim bir şeye, ev hanımlığına ara vermenin getirdiği tuhaf bir his beni rahatsız ediyor.

Ben mutfağıma “tezgâhım” derim. Tezgâhımı isterse en alası gelsin düzenlesin, toparlasın yine içime sinmez, elden geçiririm.
Bu iki günü çok sevdiğim evimde dolaşarak, bir şeyleri yerleştirerek, düzelterek geçirdim ve kendi alanımda olmayı ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha gördüm.

Ara ara konuşuyoruz, “acaba böyle giderse obsesif bir ev kadınına dönüşür müyüm? Bir Bree VanDeKamp çıkar mı içimden?” diye ama şimdilik memnunum halimden. Şikayetim yok.

Bahar iyice hissettirmeye başladı kendini; siz de taze sarımsaktan, sıcacık çimenlere uzanmaktan, güzel salatalar tüketmekten ve bol bol, derin derin nefes almaktan mahrum etmeyin kendinizi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder