12 Eylül 2012 Çarşamba

"Doğum Planı"nın İç Tarafı: Sezgilerinizle Aranız Nasıl?

   Eminim herkese hayatı boyunca en az birkaç defa şu tavsiyeyi almıştır: “Fazla düşünme!”
   Fazla mı düşünüyoruz sahiden? Bir karar vereceğimiz zaman, önemli bir değişiklik olduğunda, bir şey seçmeden önce, bir şeye hazırlanırken, bir şeyleri yoluna koymaya uğraşırken…
   Her zaman önümüzde seçeneklerin yazılı olduğu düzenli bir kağıt olmaz elbette. Bazen bunu biz yapmaya çalışırız, bir kağıt alır ve otururuz, artılar eksileri, gelişi gidişatı planlamaya uğraşırız.
   Doğuma hazırlık kurslarında sıkça bahsedilen ve doula yolculuğum boyunca en sık karşılaştığım terimlerden biri de “Doğum Planı.” Hamilelik sürecini mümkün olduğunca bilinçli geçirmeye çalışan gebeler/anneler için doğumu planlamak oldukça faydalı olabilen bir süreç. Peki bunun sınırı ne olacak? Bir doğum ne kadar planlanabilir?

Sağ Beyin / Sol Beyin
   Düşünmenin iki türlü boyutu olduğunu varsayabiliriz: Analitik Düşünme ve Sezgisel Düşünme.
   Beynin sol yarımküresi analitik düşünme ile; ölçüp biçme, neden-sonuç ilişkilerini kavrayabilme, düşünceleri mantık zeminine oturtma ve zaman algısı gibi işlerle ilgilenir.  Sağ beyin ise sezgileri yönetir. Yaratıcılık, sanatsal faaliyet, rüya görme, hayaller ve her çeşit içgüdüsel davranış; beynin sağ tarafının işidir.


   Biz bugün içgüdüsel ihtiyaçlarımızı karşılarken ve içgüdüsel faaliyette bulunurken beynin sol tarafının neredeyse tamamen geri çekildiğini ve sağ beynin aktif hale geldiğini biliyoruz. Yemek yemek, sevişmek, uyumak, korunma/sevme/çoğalma güdüleri gibi, doğum yapmak da sağ beynin yönettiği bir içgüdüsel faaliyettir. Bu yüzden doğum esnasında, kişi isterse bir doğum uzmanı olsun, bildikleri ve mantık süreçlerinden geçirdikleri değil, sezgileri ön planda olacaktır. Pam England’ın İçgüdüsel Doğum (Birthing From Within) kitabında bahsettiği “Doğum Diyarı”na geçiş bu sayede sağlanır. Kadın artık bilimsel olarak bildiğine emin olduklarına değil, sadece öylesine, birden bire, bir şekilde bildiğine emin olduğu hislere göre hareket ediyordur.

   Sol beyni ona hazırlıklı olması gerektiğini söylemiş, nasıl bir yerde ve kiminle doğum yapacağına karar vermiş, doğumun fizyolojisi hakkında fikir sahibi olmuştur. Hangi tercihlerin kendisi ve bebeğinin sağlığı için daha iyi olacağı hakkında düşünmüştür. Doktoruyla uzun uzun konuşmuştur belki, belki de hamilelik ve doğum ile ilgili kitapları hatmetmiştir.
   Ancak hamileliği boyunca artan sezgi gücünün doruğuna doğum esnasında ulaşan kadın, artık bu planlarını gözden geçirmeye yanaşmıyordur. Çünkü artık aklının ve mantığının ötesinde onu yönlendiren başka bir güç vardır. Sezgileri, içgüdüleri ona rehberlik ediyor; neyin daha iyi olacağını ve ne yapması gerektiğini ona bir bir anımsatıyordur.
   ‘Fazla düşünme’ dediğimiz zamanlar bu zamanlardır işte. “Bırak…” deriz, “kalbinin sesini dinle…”

   Çoğumuz hayatımız boyunca, özellikle bu çağda, analitik düşünmeye ağırlık veriyor; sezgilerimize değil bildiklerimize, öğrendiklerimize ve akla uygun olanlara güvenmeyi öğreniyoruz. Okullarda aldığımız eğitim hep bir sol beyin egzersizi, bu hengâmede sağ taraf zayıf düşebiliyor, sezgilerimizi, içimizi dinlemeyi unutuyor olabiliriz.

   Ama yine de “düşünme!” dediğimizde, düşünmediğimizde, neye kulak vereceğimizi gayet iyi biliyoruz.


Sezgisel Doğum Hazırlığı
   Doğumda fiziksel olarak daha güçlü ve rahat olabilmek için neler yapılabileceğini bir düşünün: Egzersiz, iyi beslenme ve her çeşit fiziksel hazırlık…
   Doğum esnasında sezgilere daha iyi kulak verebilmek için, içgüdüsel hareketlerimizi serbest bırakabilmek için ve içsel rehberlikten faydalanabilmek için de birtakım egzersizler yapılabilir. Sağ beyni çalıştıracak her türlü aktivite: Sanatsal faaliyet, meditasyon; hatta beden ve zihin dengesini sağlamanın en iyi yolu olan yoga… Resim yapmak, şarkı söylemek, rüyaları hatırlamak, doğayı gözlemlemek, toprak ile uğraşmak… İç dünyanızı renklendireceğini düşündüğününüz ne varsa…
   Bunların hepsi içsel doğanızı dinlemenizi sağlayacak ve doğumda size rehberlik edecek olan sezgilerinizle yapacağınız antrenmanlardır. Doğum esnasında sağlıklı bir beden ne kadar önemliyse, sağlıklı bir zihin de o kadar önemlidir.
   İnsanlar doğadan uzaklaşırken sadece topraktan, ağaçlardan ve tabiatın güzelliklerinden değil, kendi içsel doğalarından da uzaklaşıyorlar. Günümüzde neden doğumda daha çok müdahalelere ihtiyaç duyuluyor? Ninelerimiz, annelerimizden dinlediğimiz doğum hikâyelerinden neden bu kadar farklı bizim hikâyelerimiz?
   Bugün bedensel olarak doğal sağlığımızı koruyabilmek için nasıl fazladan çaba göstermemiz gerekiyorsa, sezgilerimizi ve zihnimizi korumak için de bazı çabalar gerekiyor…
   Doğum planı yaparken bu yönümüzü de dikkate almamız gerek.


Boşluktan gelen şeylerden biri de doğallıktır.
Çünkü bir bitki veya taş için doğal olmak bir sorun değildir.
Ama bizler için bazı sorunlar vardır…
Bizler doğal olabilmek için çaba göstermek zorundayız.
                                                                 Shuaryo Suzuki