27 Mart 2012 Salı

Doğal Doğum

"Doğal doğum" kavramıyla ilk karşılaştığımda, "doğum zaten doğal bir şey değil midir?" diye geçirmiştim aklımdan. Organik domatese "domates zaten organiktir" demek gibi aslında... Sonra insanın aklına ister istemez, daha fazla sayıda, daha verimli, daha ekonomik olması açısından üretilen 'organik' domatesler geliyor tabi. Canlı bir organizma, domatesliğinden teknik olarak hiçbir şey kaybetmemiş ama bu yeni yapay ürünün, domatesin ta kendisiyle arasındaki farkları sıralamak için romantik bir doğasever olmaya lüzum da yok herhalde...

İşte bu tip bir doğallık tartışmasında işin içine ruh ve öz kavramları giriyor. Doğumun özünü, aslını, ta kendisini düşünmek geliyor ardından.

Bugün yine sağlık bakımından daha verimli ve daha pratik olması açısından, doğumun yapaylaştırıldığını görebiliyoruz. Kadınlar ve bütün insanlık Batı tipi tıbba bel bağladığından beri doğum, yaşam döngüsünün en doğal ve en sıradan ve en büyülü aşaması olmasına rağmen; hastanelerde gerçekleşen herhangi bir tıbbi operasyondan farksız hale getirildi. Elbette hayatının en hassas aylarını geçiren kadınlar da, modern bir cahillikle kendini modern tıbbın ellerine bırakmış durumda sayılabilir. "Aman anneye-bebeğe zarar gelmesin, bütün imkanlarımızı kullanalım daha sağlıklı olsunlar" diyerek asıl amacımızdan sapmış bulunuyoruz.

Doğu'da Tıp Anlayışı vs. Modern Batı Tıbbı

İlksel anlayışa göre tıp, insanın mevcut ve potansiyel sağlığını koruması, geliştirmesi; olası sorunlarla karşılaşıldığında da yine ya kişinin kendisinde ya da doğada hazır bulunan içsel enerji ile iyileşmeyi kabul eder. Binyıllardır bu şekilde kabul edilmiş ve uygulanmaya devam eden anlayıştan sonra gelen modern tıp ise, işin teorik ve bilimsel yönüne kendini öylesine kaptırmış durumdadır ki, ancak bu şekilde başarabileceği binlerce mucizevi teknoloji geliştirmesine karşın, anlayışın özünü kaçırmış durumda sayılır. Yeni tıp, eskisinin ulaşamadığı pek çok konuda muvaffak olmuş olabilir ancak hala klasik Doğu tipi tıp anlayışının derinliğine ulaşamamıştır.

Doğada hiçbir şey birden bire olmaz. Bir ağacın tomurcuklanması, bir bitkinin çürümesi, bir hayvanın yaşamsal süreçleri; her biri mükemmel bir uyum ve denge içerisinde ağır ağır gerçekleşmektedir. Batı tıbbı da, doğal süreçlere duyarsız kaldığı sürece, bu uyuma ayak uyduramayacak gibi görünmektedir. Yapılan sayısız araştırma sonucu ulaşılan mucizevi sonuçlara rağmen üstelik.

Tıpkı modern dünyada ulaşılan başarıların, insan doğasından uzaklaştıkça faydasız birer gövde gösterisine dönüşmüş olması gibi.

Kadının Gücü: Aktif Doğum

Daha önceki yazılarımda, kadının doğa ile olan ilişkisine ve uyumuna değinmiştim. Herhangi bir türün diğerine olan üstünlüğünü vurgulamak gibi bir niyetim kesinlikle yok, fakat Doğa'ya neden Doğa Anne dediğimizi; antik inanışlardaki Tanrıça figürünün anlamlarını sanırım hepimiz biliyoruz. Bu yüzden bugün, bir doğaya dönüş hareketi yaşanacaksa - ki çoktan başladı, yerinizi ayırttınız mı?:) - bu kesinlikle kadınlar ve dişiliğin kutsallığını hatırlayan insanlar tarafından başlatılacaktır/başlamıştır.

Janet Balaskas, bu hareketteki misyonunu 1983'te "Active Birth" (Aktif Doğum) adlı çalışmasını yayınlayarak gerçekleştirmiştir. 1992'de Peggy & John Kennell, Phyllis Klaus, Penny Simkin,
Marshal Klaus ve Annie Kennedy; hamile ve lohusa kadınların desteğe ihtiyacı olduğunu fark etmiş, DONA International'ı kurarak "biz buradayız" demişlerdir. Yalnızca doğum olayına değil, kadınlığın en kutsal döngüsünü olması gerektiği gibi gerçekleştirmesine son derece duyarlı olan bu insanlar, bir uyanışa öncülük etmişlerdir.

Bugün Doğal Doğum anlayışı, Türkiye'de yeni yeni olsa da, hemen hemen tüm dünyada hızla yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu hareket bir yenilik olarak ele alınsa bile, unutulmuş olanın hatırlatılması bakımından bir yenilik olarak kabul edilmeli.

Neden Doğal Doğum

Türkiye'de sezaryenle doğum oranının %40'ları aştığı biliniyor. Bir cerrahi operasyon gözüyle bakılan doğumlarda epizyotomi uygulanma oranı ise neredeyse %99. Yani herhangi bir müdahale yapılmaksızın gerçekleşen doğumlar yok denecek kadar az.

Müdahalesiz bir doğum, kadının ve bebeğin bu sihirli süreci doğal olarak yaşayabilmesi açısından önemlidir. Kadın gerekli hormonları salgılayabilmeli, bebek ilk nefesini almak üzereyken herhangi bir travma yaşamamalıdır.
Konuyla ilgili söylenebilecek her şey, buradaki linkte zaten söylenmiş, açıklanmış. Bana da, insanlığın ve özellikle kadının özüne dönüş serüveninde en önemli noktalardan birinin, yaşamın başlangıcının, olması gerektiği gibi gerçekleştirilmesi gerektiğini söylemekten fazlası düşmez.

Türkiye'de ve tüm dünyada bu anlayışın yaygınlaşmaya başladığını görmek umut verici. Ben de Doğa Anneme, Anneliğe ve bütün anlamlarına sahip çıktığımı gururla söyleyebilmek adına ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Sadece bilinçlenerek, bir iki kişinin bilinçlenmesine katkıda bulunarak bile bu dönüşüme ne muazzam bir katkı sağlayabileceğimizi unutmamak gerek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder